2025 yaz sezonu sonrası Türkiye kamuoyunun iç turizme yönelik algısı, tatilin yalnızca sosyal değil giderek daha belirgin biçimde yalnızca belirli gelir gruplarının ulaşabildiği ticarî bir ayrıcalık hâline geldiğini ortaya koymaktadır. GENAR araştırmasına göre toplumun %65,6’sı bu yaz tatil yapmamıştır. Özellikle düşük gelir ve eğitim gruplarında tatil yapamama oranı %80’in üzerine çıkarken tatil yapabilenlerin büyük çoğunluğu bu süreci borçlanma veya birikimle finanse etmiştir.
Bu veriler, tatilin toplumun çoğunluğu için bir ihtiyaç olmadığını, yüksek maliyetli bir tüketim faaliyetine dönüştüğünü göstermektedir. Nitekim “tatil” kavramı, kamuoyu zihninde en çok “Para harcamak” (%32,6) ile eşleştirilmiştir. Konaklama (%33,8), yeme–içme (%26) ve ulaşım (%21,2) harcamalarının baskınlığı, iç turizmin fiyatlanan yapısının doğrudan ticarî dinamiklerle belirlendiğini ortaya koymaktadır.
TÜİK verilerine göre 2024’te iç turizm seyahat sayısı %8,7 artışla 66,8 milyona ulaşmış; 2025’in ilk çeyreğinde bu eğilim sürmüştür. Ancak seyahate çıkan kişi oranı 2019’daki %74 seviyesinden 2024’te %63’e düşmüştür. Yani nicel toparlanma görünmekle birlikte pandemi öncesi düzeye dönüş henüz gerçekleşmemiştir. Ortalama konaklama süresi kısalmış, seyahat başına harcama 2019’a göre 10 katına çıkarak 6.274 TL’ye yükselmiştir.
Bu çerçevede tatil yapabilen grupların tüketime dayalı tercihlere (otel, yurtdışı) yönelmesi, mekânsal ve ekonomik olarak sınıfsal bir ayrışmayı güçlendirmektedir. Öte yandan harcamaların %88’inin kişisel tüketimden oluşması, iç turizmin büyük ölçüde yerli esnaf ve üreticiyle çevrili bir ekonomik döngü içinde gerçekleştiğini, yani düşük sızıntı etkisi (leakage effect) özelliği taşıdığını göstermektedir. Bu durum, iç turizmin yerel ticarete katkı potansiyelini artırmakta; ancak fırsat eşitliği sağlayacak kamusal politikalarla desteklenmediğinde turizm sektörü, eşitsizliği pekiştiren bir ticaret alanına dönüşmektedir.
Abone Üye Membership Required
İçeriğin detaylarına yalnızca üyeler erişebilmektedir.