Perspektif

Yeni Amerika: Siyaset, Toplum ve İsrail

Prof. Dr. Ekrem Karakoç

Yeni Amerika kuruluyor. Bu dönüşüm yalnızca Trump’ın kişisel siyasetiyle açıklanamaz. Oyun kurucular arasında, Çin’in yükselişinden ve ABD’nin teknolojik üstünlüğünü kaybetmesinden tedirgin olan Amerikan elitleri var. Toplumsal zeminde ise kırsal ve küçük şehir Amerika’sında yaşayan, evanjelik kilise ağlarının ve Hristiyan milliyetçi söylemin etkili olduğu aşırı milliyetçi muhafazakâr kesimler, ekonomik olarak gerileyen eski orta sınıf gruplar ve küreselleşmeyi bir kayıp olarak görenler yer alıyor. Bu kesimleri bir araya getiren şey yalnızca ekonomik sıkıntı değil; aynı zamanda göçmenlerin ve beyaz olmayan grupların görünürlüğünden duyulan rahatsızlık, statü kaybı korkusu ve eski beyaz Hristiyan Amerika’ya duyulan özlem. Bu toplumsal gruplar, ‘Öncelikli Amerika ve Amerikalı’ ve ‘Amerika’yı yeniden büyük yapma’ özlemiyle Trump etrafında birleşti. Ancak, İsrail bu yeni düzenin en kırılgan başlıklarından biri haline geldi. Hamas’ın 7 Ekim saldırılarından sonra İsrail’in Gazze’de izlediği katliamcı politikalar, yalnızca Demokratlar arasında değil, Cumhuriyetçiler içinde de İsrail’e yönelik sempatiyi çok düşürdü. Özellikle genç Cumhuriyetçiler ve “Amerika Öncelikli” çizgisindeki seçmenler, İsrail’e verilen koşulsuz desteği artık daha fazla sorguluyor. Gazze savaşı, İsrail’e verilen desteğin ahlaki temelini sarstı. Amerikalılar, “Biz sağlık, eğitim ve geçim sıkıntısı yaşarken neden gelişmiş ekonomiye sahip İsrail’e milyarlarca dolar veriyoruz?” sorusunu sordu. İran savaşı ise bu tepkiyi daha büyük ekonomik ve stratejik bir eleştiriye dönüştürdü: ‘Neden İsrail için savaşa giriyoruz, neden bu savaşın bedelini biz ödüyoruz?’ İsrail’e yönelik olumsuz bakış yalnızca ahlaki tepkiden değil, daha çok ekonomik kayıp ve statü kaybı ve Amerika’nın önceliklerinin yok sayıldığı duygusundan besleniyor. Önümüzdeki yıllarda yalnızca Amerikan kamuoyundaki değişimi değil, bu değişime karşı geliştirilecek İsrail lobisinin stratejileri de incelenmeye değerdir.

Türkiye Siyaseti

İki Partili Sisteme Geçiş Temrinleri

İhsan Aktaş

GENAR Türkiye Raporu’nun “Siyaset” bölümü, Türkiye’nin başkanlık sistemine geçiş sonrası siyasal yapısındaki dönüşümü incelemektedir. Başkanlık sisteminin benimsenmesiyle birlikte parlamenter sistemin geleneksel yapısındaki kurumsal değişiklikler belirginleşmiş, yürütme gücünün Cumhurbaşkanlığı makamında toplanmasıyla parti genel merkezleri ve parlamentonun etkisi azalmıştır. Bu süreç, Türkiye’de siyasal rekabetin giderek iki kutuplu bir yapıya dönüşmesine yol açmıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) arasındaki rekabet, ülke gündemindeki önemli meselelerin belirleyicisi hâline gelirken küçük partilerin siyasetteki etkinliği sınırlı kalmıştır.

Makale, özellikle Türkiye’deki terörle mücadele sürecini, Kürt meselesi ve toplumsal çözüm önerilerini ele alarak toplumsal düzeyde iki partili bir sistemin nasıl şekillendiğini tartışmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve AK Parti’nin, terör örgütü PKK ile müzakere sürecini değerlendirmeleri ve CHP’nin bu süreçteki belirsiz tutumu, siyasî gündemdeki önemli kırılmaları ortaya koymaktadır. Ayrıca DEM Parti’nin PKK vesayetinden arınarak Türkiye’nin demokratik sistemine entegre olma yolunda attığı adımlar, siyasal çoğulculuğun güçlenmesi açısından kritik bir öneme sahiptir.

Makale, Türkiye’deki iki partili sistemin güç kazanmasını, toplumsal normlarla ilişkilendirerek analiz etmektedir. İçinde bulunulan dönemde Türkiye’nin siyasal yapısı, toplumsal çözüm ve diyalog temelli yaklaşımlar üzerinden şekillenmeye başlamıştır. Ayrıca Türkiye’nin uluslararası konumunun, son yıllarda güvenlik odaklı ulus–devlet anlayışıyla güçlendiği vurgulanmaktadır. Bu dönüşüm hem iç politikada hem de dış ilişkilerde yeni fırsatlar yaratmaktadır.

error: İçeriklerin izinsiz olarak kopyalanması engellendi.