II Dünya Savaşı’ndan sonra “kurallara dayalı düzen” uluslararası sistemin ana karakterini oluşturmuş ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) bu düzeni inşa eden aktör olarak uluslararası arenada yerini almıştır. Soğuk Savaş sonrasında yeni dünya düzeni ilan edilmiş ve ABD’nin stratejik çıkarlarıyla uyumlu bir uluslararası düzen işleyişi karşımıza çıkmıştır. Tek kutuplu uluslararası sistemin başat aktörü konumunda olan ABD, bir taraftan uluslararası istikrarı sağlayabilecek yegâne aktör olarak görülürken diğer taraftan bölgesel gerilimlerin de ana müsebbibi olarak belirmekteydi. Küresel güç rekabetinde ABD ile diğer güçler arasında asimetrik bir ilişki söz konusuydu ve bu asimetrik fark, Washington yönetiminin esnek ve rahat davranışlarını beraberinde getiriyordu. Fakat bu durum, aynı zamanda ABD’nin ülke dışında konuşlanmasına, gerçekleştirdiği uluslararası müdahalelerin siyasi, ekonomik ve askeri maliyetlerini üstlenmesine neden olurken bazı ülkelerin de ekonomik olarak güç biriktirip askeri yatırımlar yapmasına sebebiyet vermekteydi.
Günümüzde özellikle Obama yönetimi ile başlayıp Biden yönetimi ile devam eden ve Trump yönetimi ile aşikâr hâle gelen ABD’nin siyasi hedeflerine baktığımızda uluslararası siyasetin küresel maliyetlerinden kaçınma ve ülke içi ekonomiyi güçlendirme stratejileri öne çıkmıştır. Oluşan bu strateji, yeni bir dünya düzeni mi yoksa düzenin restorasyonu mu sorularını ön plana çıkarmaktadır. ABD’nin stratejik tercihleri aynı zamanda dünya siyaseti ve düzenini de belirlediğinden özellikle Trump yönetiminin tercihleri uluslararası arenada oldukça yankı bulmaktadır. İran, Venezuela, Grönland ve Avrupa güvenliği bağlamında NATO’ya dair tartışmalar küresel siyasetin dinamik meseleleri olarak cereyan etmektedir. ABD, büyük maliyetli aksiyonlara, savaşlara, operasyonlara girmektense güç biriktirmeye odaklanan, kendi ekonomik ve askeri kapasitesini korumaya dayalı Öncelik Amerika/Amerika’yı Yeniden Büyük Yapmak mottosuyla hareket etmektedir. ABD’nin büyük (grand) stratejisi neticesinde yeni dünya düzeninin nasıl olacağı konusunda analitik bir çerçeveye sahip olmak bu anlamda önem arz etmektedir.
Makalenin devamı için PDF’e gözatabilirsiniz.