GENAR’ın Ağustos 2026 araştırması, gündem ne kadar değişirse değişsin, Türkiye kamuoyunun dış politikaya bakışında bağımsız hareket etme iradesinin yerinde kaldığını bir kez daha ortaya koydu. Toplumun yaklaşık yarısı, Türkiye’nin herhangi bir bloğun parçası olmaktansa kendi bölgesinde başlı başına bir güç merkezi olmasını istemeye devam ediyor. Bu tercih, oy verilen partiden bağımsız olarak bütün seçmen tabanlarında ilk sırada yer alıyor.
24 Temmuz 2026’da CHP’den ayrılan kadronun Yeni Parti’yi kurmasıyla Türkiye’nin siyasî haritası yeniden çizildi ve bu değişim dış politika tercihlerine de yansıdı. Eski CHP tabanının büyük bölümünü devralan Yeni Parti seçmeni, Avrupa Birliği yönelimini desteklerken geriye kalan CHP çekirdeği bağımsız güç olma tercihinde en yüksek orana ulaştı. Böylece Avrupacı damar merkez–sol tabana taşınırken milliyetçi ve muhafazakâr seçmen tabanları Batı dışı eksenlerde yoğunlaştı.
Araştırma, AK Parti’nin yaklaşık çeyrek asırlık dış politika karnesini de ölçtü. Kamuoyunun en başarılı gördüğü alan açık biçimde savunma sanayii ve askerî kapasite olurken buna neredeyse eşit büyüklükte bir kesim hiçbir alanı başarılı bulmadığını belirtti. Bu ikinci tutum muhalefet seçmenlerinde yoğunlaşıyor; savunma sanayii başlığı ise parti çizgilerini kısmen aşabilen ortak bir gurur alanı oluşturuyor.
Ağustos ayının dış politika gündemini belirleyen başlıca gelişme ise Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan ve üç ülkeden birine yönelik silahlı saldırıyı hepsine yapılmış sayan Mekke Ortak Savunma Anlaşması oldu. Araştırma, toplumun çoğunluğunun anlaşmadan haberdar olduğunu, haberdar olanların en geniş kesiminin ise anlaşmayı Türkiye’nin bölgesel gücünü ve güvenliğini artıran önemli bir adım olarak değerlendirdiğini gösterdi. Buna karşılık azımsanmayacak bir kesim ya anlaşmanın Türkiye açısından önemli bir sonuç doğurmayacağını düşünüyor ya da onu Türkiye’yi bölgesel çatışmaların içine çekebilecek bir risk olarak görüyor. En dikkat çekici bulgu, anlaşmanın Batı ile ilişkiler üzerindeki olası etkisinde ortaya çıkıyor: Kamuoyu, bu adımı bir blok değiştirme hamlesi olarak değil, büyük ölçüde Türkiye’nin elini güçlendiren bir araç olarak değerlendiriyor. Bulgular bir arada okunduğunda kamuoyunun Türkiye’nin dış gücünü öncelikle kendi kapasitesi ve caydırıcılığı üzerinden değerlendirdiği, yeni bölgesel açılımları da bu özerklik çerçevesine yerleştirdiği görülüyor.
Abone Üye Membership Required
İçeriğin detaylarına yalnızca üyeler erişebilmektedir.