Şubat 2026’nın son günlerinde başlayan ABD/İsrail–İran savaşı, Mart boyunca tırmanarak Nisan başında Pakistan arabuluculuğunda kırılgan bir ateşkese ulaştı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kısmen kapatması, ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukası ve İsrail’in Lübnan’daki operasyonlarının genişlemesi çatışmayı çok cepheli bir bölgesel krize dönüştürdü. Enerji piyasalarındaki sert dalgalanmalar, ticaret hatlarındaki kesintiler ve bölgesel göçlerin oluşma ihtimali, savaşın askerî sınırlarını aşan toplumsal yansımalarını öne çıkardı.
Bu konjonktürde Türkiye’nin savaşın doğrudan tarafı olmamasına rağmen güvenlik ve enerji açısından savaştan etkilenen bir ülke konumunda bulunması, kamuoyunun çatışmayı nasıl algıladığı sorusunu önemli kıldı. GENAR Türkiye Raporu’nun Nisan 2026 sayısı bu soruyu dört eksen üzerinden ele alıyor: sorumluluk atfı, üstünlük algısı, fayda–zarar denklemi ve savaşta Türkiye’nin öncelikleri.
Bulgular, kamuoyunun “sahada üstünlük” ile “sistemde kazanç” ayrımını belirgin biçimde yaptığını gösteriyor. Sorumluluk büyük ölçüde İsrail ile ABD’ye atfedilirken İran, kısa vadede üstün fakat aynı zamanda en ağır bedeli ödeyen aktör olarak değerlendiriliyor. Türkiye ise doğrudan taraf olmamakla birlikte çatışmanın dolaylı maliyetlerini en yoğun hisseden ikinci ülke olarak konumlandırılıyor. Dış politikada “bağımsız ve merkezî güç” olma tercihi savaş koşullarında daha da belirginleşirken ABD ile ittifak seçeneği savaş gündeminin başından bu yana en düşük düzeyine geriliyor. Türkiye’nin önceliği olarak ise kara, deniz ve hava sahasının güvenliği öne çıkıyor.
Abone Üye Membership Required
İçeriğin detaylarına yalnızca üyeler erişebilmektedir.