Küresel Sistem Krizinde Ortadoğu’nun Dönüşümü

Bu çalışma, Türkiye’nin çevre bölgelerinde çatışmaların ve vekâlet savaşlarının giderek yoğunlaşarak yaşandığı ve terör örgütlerinin uluslararası ilişkilerde araçsallaştırıldığı mevcut konjonktürde, özellikle Ortadoğu’da yaşanan dönüşüm sürecine odaklanmaktadır. 7 Ekim 2023 tarihinde HAMAS’ın İsrail’e yönelik saldırısı sonrası, yalnızca Filistin özelinde değil, tüm Ortadoğu genelinde güvenlik mimarisi ve jeopolitik dengeler açısından belirleyici etkiler yaratmış, bölgesel düzeyde yeni bir kırılma hattı ortaya çıkarmıştır. Bu tarihsel eşik, aynı zamanda uluslararası sistemin tıkanmışlığını ve kurumsal düzeydeki işlevsizliklerini de gözler önüne sermektedir. Kriz yönetiminde yetersiz kalan Birleşmiş Milletler (BM) sistemi içinde, başat güç konumundaki Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) hegemonyasına karşı çıkan siyasi liderler, devletler ya da örneğin BRICS benzeri uluslararası örgütler; hukukî normlar devre dışı bırakılarak ya sert güçle cezalandırılmakta ya da etkisizleştirilerek sistem dışına itilmektedir. Bu dışlama pratikleri çoğu zaman yıpratma savaşları, ekonomik yaptırımlar veya doğrudan tehdit benzeri eylemlerle somutlaşmaktadır.

ABD’nin küresel hegemonyasını sürdürme çabası, farklı Başkanların iktidarda olmasına rağmen temel dış politika çizgisinde radikal bir değişiklik göstermemektedir.

Avrupa devletlerinin birçoğunun zaman zaman sembolik eleştirilerle İsrail’i uyarmakla birlikte, bu söylemleri pratik politikaya dönüştür(e)memesi ve Rusya’ya uygulanan yaptırımların benzerini İsrail’e yöneltmekten kaçınması, onların da normatif tutarlılık açısından sorgulanmasına yol açmaktadır.

Türkiye, bu kırılgan ve risklerin arttığı uluslararası ortamda dış politikasını ilkesel bir zemin üzerinde inşa etmekte; söylem ve eylem arasında tutarlılığı koruyarak yalnızca kendi ulusal güvenliğini değil, bölgesel istikrarı da gözeten politikalar üretmektedir. İsrail’in bölgeyi istikrarsızlaştırmaya yönelik hamlelerine ve özellikle 8 Aralık 2024 sonrasında tırmanan güvenlik risklerine rağmen Türkiye, bölgesel bir güç olmanın sorumluluğu çerçevesinde diplomasiye öncelik vermekte ve aktif bir dış politika yürütmektedir. Bu bağlamda, bugün sayısı 3.500’ü aşan milli savunma sanayii şirketiyle, savunma alanında yerli üretim ve özyeterlilik oranını %80’in üzerine taşıyarak caydırıcılığını artırmakta; eşzamanlı olarak da arabuluculuk ve çatışmaların çözümüne yönelik arabuluculuk girişimleriyle diplomatik alanda etkinliğini güçlendirmektedir.

Makalenin devamı için PDF’e gözatabilirsiniz.

Perspektif – Temmuz 2025

Görüşlerinizi Önemsiyoruz

Sizlere daha iyi hizmet verebilmek için fikir ve önerilerinizi paylaşabilirsiniz.

Paylaş

error: İçeriklerin izinsiz olarak kopyalanması engellendi.