Ortadoğu, Türkiye için yalnızca coğrafî bir komşuluk alanı değil, aynı zamanda tarihsel, kültürel, dini, ekonomik ve jeopolitik bağlarla şekillenen çok katmanlı bir öneme sahiptir. Türkler ve Araplar arasındaki bin yıllık ortak siyasî, kültürel ve dini birlik, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına kadar güçlü bir şekilde sürmüş, Birinci Dünya Savaşı sonrasında ise Batı etkisiyle kesintiye uğramıştır. Ancak günümüzde bu köklü bağlar, bölgedeki siyasî, ekonomik ve güvenlik sorunlarının çözümü bağlamında yeniden öne çıkmaktadır.
Türkiye’nin Arap dünyasıyla ilişkileri, enerji kaynakları, ticari pazarlar, sermaye akışı, güvenlik iş birlikleri ve ortak dini kültürel değerler üzerinden stratejik bir boyut kazanmaktadır. Ortadoğu, Türkiye’nin petrol ve doğal gaz ihtiyacının önemli bir kısmını karşılamakta, aynı zamanda ihracat için geniş pazarlar sunmaktadır. Bunun yanında Suriyeli mülteciler meselesi, radikal terör örgütleri ve mezhepsel gerilimler, Türkiye’nin güvenlik önceliklerini doğrudan etkilemektedir.
Bölge, aynı zamanda küresel güçlerin rekabet alanıdır. Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Çin ve Avrupa devletleri, Arap ülkeleriyle yoğun diplomatik, askerî ve ekonomik ilişkiler yürütmektedir. Bu durum, Türkiye’nin bölge politikalarında daha net, kapsamlı ve uzun vadeli bir strateji geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye, Mısır, Katar, Suudi Arabistan, Irak ve Libya gibi ülkelerle geliştirdiği iş birlikleri sayesinde Doğu Akdeniz, Körfez ve Kuzey Afrika’da önemli kazanımlar elde etmiştir.
Sonuç olarak Ortadoğu, Türkiye için tarihsel kökleri, dini ortaklıkları, enerji ve ticaret ilişkileri, güvenlik dengeleri ve jeopolitik konumu itibarıyla hayati önemdedir. Türkiye’nin bölgesel liderlik ve küresel etkinlik iddiası, büyük ölçüde Ortadoğu’daki etkinliğini artırmasına bağlıdır. Bu nedenle Türkiye’nin bölge ülkeleriyle dayanışmayı güçlendirecek kurumsal ve diplomatik mekanizmalar geliştirmesi kaçınılmazdır.
Makalenin devamı için PDF’e gözatabilirsiniz.